Artık Hawking’in Yazılımını Kullanabilirsiniz

Stephen Hawking’in dünyayla iletişimini sağlayan yazılım, artık herkes tarafından kullanılabiliyor!

Stephen Hawking’in dünya ile iletişimini sağlayan yazılım neredeyse 20 yıldır Intel tarafından üretiliyor. Şimdiyse firma, dünyanın en ünlü fizikçisinin kitap yazmak, konuşma yapmak ve genel olarak konuşmak için kullandığı bu yazılımı artık herkese bedava olarak sunmayı planlıyor.

Assistive Context-Aware Toolkit (ACAT) olarak adlandırılan bu yazılım, Intel’in geçtiğimiz yıl Hawking için Swiftkey’yi dahil ettiği yazılımın aynısı. Bunu bir açık kaynaklı yazılım olarak yayınlamak ve mühendislere, geliştiricilere ve araştırmacılara, sinir sistemi rahatsızlıkları yaşamakta olan hastalar için daha iyi bir ortam yaratmaları için bir temel sunmak her zaman Intel’in planlarından biri olmuştu. Bu sistem sayesinde, geleneksel bilgisayar arayüzünün kullanımının imkansız olduğu durumlarda, bilgisayarların kullanılabilmesi sağlanıyor.

ACAT şu anda webcam tabanlı bir yüz tanıma sistemi ile kullanıcı kontrolünü sağlıyor ancak Intel, geliştiricilerin bu sistemi özel girişler ile iyileştirebileceklerini söylemekte. Yazılım, şu andaki hali ile oldukça kullanılabilir bir durumda.

Temel yazılım, indirebilmeniz için Github üzerinde bedava olarak sunuluyor ve Intel, belgeleme, özellikler hakkında videolar, uyumlu algılayıcılar ve kullanıcıların başlamalarına yardımcı olmak için bir rehber için de ayrı bir siteyi de sunmuş durumda.

Genel olarak bakıldığında, Profesör Hawking’in bağlantılı tekerlekli sandalyesi ve yardımcı bilgisayar teknolojisinin, artık ihtiyacı olan herkesin kullanıma sunulduğu söylenebilir.

Kaynakça

Alıntı

Stephen Hawking'in Yeni Teorisi!

Evren ile ilgili getirdiği çığır açıcı bakış açıları ile, her geçen dönemde evren hakkında farklı bilgileri gün yüzüne çıkartmak için çaba harcayanünlü evrenbilimci Stephen Hawking, Kara Delikler ile ilgili yeni getirdiği yorumunu, tüm Dünya ile paylaştı.

Stephen Hawking’in ortaya attığı bu teorisi, şimdiye kadar bilinen Black Hole yani Kara Delik kavramına çok daha farklı bir açıklama getiriyor.

Stephen Hawking’den, yeni Kara Delik teorisi!

Genç yaşta, talihsiz şekilde ALS hastalığına yakalanan ancak her ne kadar zamanla tüm fiziksel yeteneklerini kaybetse de Hawking, Fizik ve Evren arzusundan vazgeçmeyerek, günümüzde Prof. Stephen Hawking olarak unvan elde etmeyi başardı.

Geçtiğimiz günlerde, uzun süredir üzerinde kafa yorduğu Enformasyon Paradoksu ve Kara Delik kavramları ile İsveç’te açıklamalarda bulunan Stephen Hawking, bahsettiği yeni Kara Delik teorisi ile, Evrenbilimine yeni bir bakış açısı getirdi.

Stephen Hawking’in, Kara Delikler ile ilgili açıkladığı yeni teorisini göre Enformasyon, Kara Delik içerisine çekilep kaybolmuyor, Olay Ufkuiçerisinde sıkışıp kalıyor.

15-08/28/news_1-stephen-hawking-in-yeni-kara-delik-teorisi-2015-sdn.jpg

Kara Delik ve Olay Ufku!

Stephen Hawking’in bu açıklaması, teorik terimlerden dolayı net olarak anlaşılmayabilir. Bu bağlamda Enformasyon, Olay Ufku ve Kara Delik terimlerine kısaca değinmek gerekiyor.

Bilindiği gibi Kara Delikler, oluşturduğu inanılmaz çekim gücü ile her türlü maddeyi ve ışığı içine alarak yokluğa ulaştırıyor. En azından böyle olduğu sanılmaktaydı… Zira Hawking bu noktada, yeni bir bakış açısı getirmiş durumda…

Öte yandan Enformasyon ise kısaca bilgi olarak tanımlanabilir. Olay Ufkuise maddenin veya ışığın, artık herhangi bir şekilde hareket edemeyecek halde sıkışıp kaldığı alan olarak, çok yüzeysel şekilde tanımlanabilir.

Şimdiye kadar Kara Delikler ile ilgili görüş, maddenin veya ışığın tamamen yok olduğu şeklindeydi. Ancak bu durum, uzun zamandır tartışılıyordu. Zira Enformasyonun kaybolması, Kuantum Mekaniği ile çelişiyordu. Kuantum Mekaniğine göre ise Enformasyon, hiçbir şekilde yok olamazdı.

İşte Stephen Hawking’in yeni Kara Delik teorisi, tam da bu noktaya açıklıkgetiriyor. Stephen Hawking’in açıklamasına göre Kara Deliğe çekilen Enformasyon, aslında Kara Delik içerisinde kaybolmuyor, Olay Ufkun içerisinde hologram olarak sıkışıp kalıyor.

15-08/28/news_2-stephen-hawking-in-yeni-kara-delik-teorisi-2015-sdn.jpg

Bu noktada akıllara gelen “o halde Kara Deliğin yuttuğu düşünülen bilgiye ulaşmak mümkün mü?” sorunu da cevapsız bırakmayan Hawking, bu Enformasyonun her ne kadar Olay Ufkun içerisinde hologram olarak sıkışıp kalsa da, ne yazık ki erişmenin artık mutlak suretle mümkün olmadığını belirtti.

Stephen Hawking’in İsveç’te gerçekleştirdiği bu konuşmanın ara başlıklarından birisi de, Hawking’e yöneltilen soru oldu. Kara Deliğe çekilen bir astronota ne olacağı sorusunu yanıtlayan Hawking, 2 farklı ihtimalden bahsetti.

Bu ihtimallerden ilki, astronotun Kara Delik aracılığıyla başka bir evrene ulaşacağı olurken bir diğeri de, açıkladığı üzere Olay Ufku içerisinde sıkışıp kalacağı şeklinde oldu.

Her 2 ihtimalde de artık astronota erişmeni mutlak suretle mümkün olamayacağını belirten Hawking, akıllarda oluşan ortak soruları böylece cevaplamış oldu.

Aslında Stephen Hawking’in bu teorisi ile ilgili, karşıt düşünceler de belirmekten geri durmadı. Anlaşılan o ki, erişilemez oluşundan gelen bilinmezlik ile Kara Delikler, üzerinde teoriler oluşturulmaya devam edilen, nadir konulardan olarak kalmaya devam edecek.

Kaynakça

Stephen Hawking’in Yeni Teorisi!

Stephen Hawking Hakkında 9 Bilinmeyen Bilgi

1. Okulda kötü notlar alırdı

Günümüzde Hawking’i parlak bir zeka ile tanıyoruz. Okul yıllarında Hawking’in tembel biri olduğunu öğrenmek, birçoğumuza şok gibi gelebilir. 9 yaşındayken notları, sınıfın en kötü notları arasındaydı. Çabalayarak notlarını orta seviyeye çıkardı ancak, daha fazlası hiç olmadı.
Bununla birlikte çok erken yaşlarda itibaren çevresindeki eşyaların nasıl çalıştığına meraklıydı. Takma adının “Einstein” olduğuna bakılırsa, kötü notlarına rağmen çevresi onun geleceğin dahisi olduğunu anlamış gibi görünüyordu.

İlerleyen yaşlarında, Oxford Üniveristesi burs sınavlarında yüksek puan alarak üniversitede okumaya başladı.

 

2. Biyolojiden hoşlanmazdı

Stephen Hawking küçük yaşlardan beri matematiği ve fiziği severdi. Hawking biyoloji ile ilgilenmezdi. Biyolojiyi “çok belirsiz, çok ezberli” bulduğunu söylemiştir.
 

3. Oxford kürek takımındaydı

Hawking’i yaşadığı yalnızlık ve mutsuzluktan kurtaran şey kürek takımına katılmak olmuştur. Fiziksel engellere yol açan hastalığının tanısı konmadan önce bile Hawking, çok iri biri değildi. Kürek takımında dümenci konumundaydı. Böyle iri olmayan kişiler, kürek takımında kürek çekmeyip yön ve hız verme amaçlı dümen pozisyonunda görev alıyordu.
Kürek takımı Hawking’in popüler bir kişi olmasını sağladı. Popüler olmasını sağladıysa da haftada 6 öğle sonrası kürek takımıyla çalıştığından, ders çalışma alışkanlıklarını bozdu. Bu yoğun tempoda Hawking, işin kolayına kaçıp laboratuar raporlarını hazırlamak için “yaratıcı analizler” kullandı.

 

4. 21 Yaşındayken birkaç yıl ömrü kaldığını söylemişlerdi

O zamanlar yüksek lisans öğrencisi olan Hawking, yavaş yavaş sendeleme ve genel sakarlık belirtileri göstermeye başladı.
Rahatsızlığı olduğunu anlamak için test yaptırmak üzere hastaneye gitti. Orada amyotrofik lateral skleroz (ALS) tanısı kondu. ALS, hastaların istemli kas kontrolünü kaybetmelerine neden olan nörolojik bir hastalıktır. Doktorlar ona büyük olasılıkla birkaç yıl ömrü kaldığını söylediler.

 

5. Sınırsız Evren Kuramı’nın oluşturulmasında yer aldı

Hawking’in başlıca başarılarında biri, 1983’te evrenin sınırlarının olmadığı kuramını ortaya atmasıdır. Hawking ve Hartle evrenin şekli ve doğasını anlamak amacıyla, kuantum mekaniği ve genel görelilik kavramlarını birleştirerek evrenin kapsanan bir varoluş olduğunu, ancak yine de sınırları olmadığını gösterdiler.
 

6. Sayısız ödül ve nişan almıştır

Fizikteki uzun kariyeri boyunca Hawking inanılmaz etkileyici ödüller ve nişanlar serisi kazanmıştır. Kraliyet Derneği üyeliğine kabul edildi, Bilim Altın Madalyası ile ödüllendirildi, Albert Einstein Ödülü ve Hughes Madalyası’nı aldı.
Cambridge Üniversitesi’nden “Lucasian Matematik Profesörü” ünvanı aldı ki, bu ödülü daha önce alan ikinci kişi ise Sir İsaac Newton’dan başkası değildi.

Bu kadar ödüle rağmen hala Nobel Ödülü’nü alamamış olması şaşırtıcı.

 

7. Çocuk kitapları yazarıdır

Hawking’in özgeçmişinde en beklenmedik özelliklerinde biri şüphesiz çocuk kitabı yazarı olmasıdır. 2007’de kızı Lucy ile birlikte “”Georgo’nun Evrene Açılan Gizli Anahtarı” kitabını yazdılar.
Serinin ikinci kitabı 2009 yılında “Georgo’nun Kozmik Hazine Avı” adıyla yayınlandı.

 

8. Uzaylıların varlığına inanır

2008 yılında NASA’nın 50. Yıldünümü kutlamasında Hawking konuşmacı olarak bu konudaki fikirlerini dile getirmiştir.
Discovery Channel’da yayınlanan “Stephen Hawking Evrene Yolculuk” belgeseli serisinde bir bölümü de uzaylıların varlığı üzerine yorum yaptı.

 

9. Yerçekimsiz uçuş yaptı

2007’de 65 yaşındayken Hawking hayatının yolculuğunu yapma fırsatı yakaladı. Zero Gravity A.Ş. sayesinde yerçekimsiz ortamda sandalyesinden bağımsız havada durabildi.
Hawking, küresel ısınma ve nükleer savaş yüzünden insan ırkının geleceğinin, eğer uzun bir gelecek olacaksa, uzayda olacağını belirtmiştir.

Kaynakça

 

Hawking: “Cennet Karanlıktan Korkanlar için bir Masal!”


Bir süre önce, evrenin yaratılması için Tanrı’ya ihtiyaç olmadığı açıklamasıyla gündeme düşen Stephen Hawking, son açıklamalarıyla inançla bilim arasına giderek sert bir duvar örüyor.

Hawking, 1988 yılında yayımlanan Zamanın Kısa Tarihi adlı kitabında “Eğer kuramı bütünüyle keşfedersek, bu insan aklı için nihai bir zafer olacak ve bu andan sonra Tanrı’nın zihnini anlayabileceğiz.” demişti, ancak 2010 yılında Channel 4 için hazırlanan Genius of Britain (Britanya’nın Dahileri) adlı belgeselde tanrının varlığına inanmadığını açıklamıştı.

Hawking belgeselde “Soru şu: Evren Tanrı’nın anlayamayacağımız sebeplerle seçilmesi yoluyla mı başladı yoksa bu bilimsel kanunlarla mı belirlendi? Ben ikincisine inanıyorum.” demişti.

Belki de bu açıklamalar, yaşlı kozmoloğun ölmeden önceki coming-out sürecinin bir parçasını oluşturuyor.

21 yaşında motor nöron teşhisi konan Hawking, geçtiğimiz günlerde Guardian’a verdiği özel bir röportajda ölümü, insan gayesini ve var olma şansımızı anlattı. Dinsel teselliyi sert biçimde reddedişinin altını çizen Britanya’nın en saygın bilimcisi nihai an sırasında beynin titreşmesinin ötesinde hiçbir şey yok diyor.

Tedavisi olmayan hastalığın belirtiler artmadan Hawking’in birkaç yıl içinde hayatına son vermesi beklenirken, bakış açısı genç bilimciyi bir Wagner’e dönüştürdü, bu da gelecekteki belirsizliklere rağmen sonuçta onu hayattan daha fazla keyif almaya yönlendirdi.

Hawking’in son yorumları 2010’da yayımlanan ve evrenin var olması için bir yaratıcıya ihtiyacı olmadığını iddia ettiği kitabı The Grand Design’ın da ötesine gidiyor. Kitap, Hawking’i basit bir mantık hatası yapmakla suçlayan Baş Haham Lord Sacks gibi, dini önderlerin üzerinde de büyüyen bir öfke yaratmıştı.

Fizikçi, Tanrı kelimesinin metafor olarak kullanımı ile evrenin işleyişine aracılık eden her şeyi bilen bir yaratıcıya inanç arasında kalın bir çizgi olduğunu da belirtiyor.

Röportajda, ölümden sonra hayat olduğu fikrini reddeden Hawking hayatlarımızı iyi bir şekilde değerlendirerek dünya üzerindeki potansiyelimizi yerine getirmemiz gerektiğini vurguluyor.

Hawking evrenin en erken zamanlarındaki ufak kuantum dalgalanmalarının galaksilerin, yıldızların ve en sonunda ortaya çıkan insan yaşamının kaynağı olduğunu öne sürüyor.

Avrupa Uzay Ajansı’nın Planck görevinde kullanılan modern uzay araç-gereçleriyle evrenin en erken anından arta kalan ışığın kadim parmak izlerini tespit etmenin mümkün olabileceğine ve uzaydaki yerimizin ne olacağını anlayabileceğimize işaret eden Hawking, yarın Google Zeitgeist buluşmasında yapacağı konuşmada, birçok fizikçinin gelişmekte olan “her şeyin teorisi”ni anlamak için en iyi umut gözüyle baktığı sicim teorisini çevreleyen geniş bir matematiksel iskelet olan M-teorisi üzerine odaklanacak.

Hawking’ten Guardian’a çarpıcı yanıtlar:

“Neden burada olduğumuzu” bilmenin değeri nedir?

Evren, bilimle yönetilir. Fakat bilim kuramsal olarak denklemleri doğrudan çözemeyeceğimizi söyler. Büyük ihtimalle hayatta kalan toplumların Darwinci doğal seçilim teorisini etkili biçimde kullanmamız gerek. Onlara yüksek bir değer veriyoruz.

Fitili ateşlemek için Tanrı’ya gerek yok demiştiniz? Var oluşumuz tamamen şans eseri mi?

Bilimciler farklı türde evrenlerin kendiliğinden hiçlikten ortaya çıkabileceğini öngörüyor. Burada bulunmamız da bir şans meselesi.

Sonuçta buradayız. Ne yapmamız gerekli?

Eylemlerimizin azami değerini bulmaya çalışmalıyız.

Bir sağlık tehdidi yaşayıp 2009’u hastanede geçirdiniz? Ölümden korkuyor musunuz?

Erken ölme ihtimaliyle son 49 yılımı geçirdim. Ölümden korkmuyorum, fakat ölmek için acelem yok. Öncelikli olarak yapmam gereken çok fazla şey var. Beyni, parçaları bozulduğunda çalışmayan bir bilgisayara benzetiyorum. Bozulan bilgisayarlar için cennet ya da ahiret yok, bu karanlıktan korkanlar için bir masal.

Bilimde en güzel bulduğunuz şeyler nedir?

Bilim, olayların basit açıklamalarını yaptığında ya da farkı gözlemler arasında bağlantı kurduğunda güzeldir. Biyolojideki çifte sarmal ya da temel fizik denklemleri örneğin.

M-teorisi nedir?
Zaman boyutu ve diğer üç uzaysal boyutu da içine alan M-teorisi 11 boyutlu bir evreni sunuyor. Geri kalan boyutlar ise göremeyeceğimiz kadar küçük biçimde bükülmüş.

M-teorisinin kanıtı aynı zaman da Cern’de bulunan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’ndan da gelebilir.

M-teorisine göre öngörülen bir diğer olasılık ise temel parçacıkların henüz keşfedilmemiş selektron ve skuark gibi tuhaf isimli ağır eş parçacıklara sahip olduğunu söyleyen süpersimetri fikri. Süpersimetrinin onaylanması M-teorisini canlandırabilir ve fizikçilere, zamanın başlangıcında tek süper kuvvetten ortaya çıkması için çalışan her bir kuvveti açıklamaya yardımcı olabilir.

Hawking kara delikler konusunda yanıldığını itiraf etti.

İngiliz teorik fizikçi Stephen Hawking, kendi geliştirdiği kara delik teorisinden 30 yıl sonra kara delikler konusunda yanıldığını itiraf etti. Kara delikler maddeleri yutmuyor.
NTV-MSNBC
  Dünyanın en önemli bilim adamlarından Cambridge Üniversitesi astrofizik profesörü, Dublin’de düzenlenen bir konferasta sunduğu makalesinde, ölü yıldızlardan oluşan kara deliklerin sanıldığının aksine “yuttukları nesneleri geri püskürtmelerinin mümkün” olduğunu savundu. Hawking’in tersine çevirdiği eski teorisi, kara delikleri birer ‘dipsiz kuyu’ gibi ele alıyor ve çekim alanına giren tüm nesneleri barındırdığını öne sürüyordu. Yeni teoriye göre ise, kara delik tarafından ‘yutulan’ nesnelerin dışarı çıkması mümkün.


PARÇACIK TEORİSİ, KARA DELİĞİ YUTTU
Stephen Hawking’in ortaya attığı yeni teori aslında eskisinden çok daha radikal bir yapıya dayanıyor. ‘Yeni Hawking teorisi’, astronominin son 30 yıldaki en önemli paradoksu “nesnelerin kara deliğin içinde kaybolması” sorusuna yanıt buluyor.
          Atom parçacık teorisi maddenin hiçbir zaman ‘yok’ olamayacağını, ancak ‘dönüş’ebileceğini söylüyor. Hawking ise kara deliklerin içinde maddelerin yok olduğunu iddia ediyordu. Hawking, kara deliklerin tüm moleküler içeriği yok edeceği ve geriye sadece radyasyon kalacağını öne sürüyordu. Bu iki doğa teorisi birbirlerine zıttı. Kara delikler parçacık teorisine, parçacık ise kara deliklerin yapısına ters düşüyordu.
‘Yeni Hawking teorisi’ kara deliklerin içinde giren maddelerin geri elde edilebileceğini savunuyor, kısaca paradoks şimdilik parçacık teorisi lehine çözülmüş oluyor.

ALTERNATİF EVREN YOK
İrlanda Cumhuriyeti’nin başkenti Dublin’de toplanan International Conference on General Relativity and Gravitation (Uluslararası Görecelik ve Çekimgücü Konferansı)’da konuşan Hawking dinleyicilere kara delikler hakkında bir çok yeni hesaplama sundu. Hawking’e göre, kara deliğin içine giriş ve çıkış için sadece bir yol var. Hawking ayrıca, 1980’lerden beri kabul gören kara deliklerin içinden enerji ve maddenin birbirine girdiği ‘alternatif evren’lere geçiş olduğu teorisinin de yanlış olduğu savundu.

GİDENLER GERİ GELEBİLİR
‘Yeni Hawking teorisi’, parçacık fizik kuramlarına yakın duruyor. Parçacık fizikçiler, kara delikler tarafından yutulan maddelerin sanıldığı gibi ‘yok’ olmayacağı, eninde sonunda mutlaka başka bir yeni maddeyi açığa çıkaracaklarını savunuyorlardı. Bilim adamları, bu önermeye istinaden kara deliklerin çıkardıkları ışınlara bakarak gelecekte deliğin o ana dek neleri ‘yuttuğunu’ çıkarabilecekler. En azından teoride.

‘HAYAL KIRIKLIĞI İÇİN PARDON’

         Salonda toplanan 800’den fazla astronom ve fizikçiye hitaben “Karadeliğin içinden geçişli alternatif evrenler yok” diye söze başlayan Hawking “Bilinmesi gerekenlerin tümü burada bizim de içinde bulunduğumuz evrende saklı” dedi. Karadeliklerin alternatif evrenlere geçiş vermediğini ise Hawking, “Bilim-kurgu severleri hayal kırıklığına uğrattığım için özür dilerim, yeni hikayeler bulmamız gerekecek” şeklinde bir espri ile açıkladı. Hawking’e göre kara deliğe giren, ki bu insan da olabilir, bir maddenin enerjisi uzaya ‘geri dönüşüyor’. Ancak, önceki forma ait özellikleri de taşıyan bu söz konusu enerji ‘geri dönüşümü’, insanlar tarafından algılanamayan farklı bir biçim taşıyor.

’30 YIL BOŞUNA MI İNANDIK?’
Hawking’in ve bilim dünyasının 30 yıldır var saydığı, nesneleri yutan kara delik teorilerinin tam tersine, yeni teoriye göre, kara delikler yuttuklarını geri püskürtüyorlar ve bilim adamları bunları inceleyerek kara deliğin neleri yuttuğunun hesabını yapabilir. Salonu dolduran bilim adamları da Hawking’in konuşmasını bu nedenle şaşkın bakışlarla dinlediler. Kimileri Hawking’in çok az detay verdiğini, kimileri ise teorinin son derece radikal olduğunu dile getirdi. University of Chicago öğretim üyesi Robert Wald, “Hawking yıllardır inandığımız teorileri bir çırpıda tersine çevirdi, inanamıyorum” diye şaşkınlığı ifade etti.

BİLİM DÜNYASININ EN ÜNLÜ İDDİASI
Hawking’in önceki teorileri alt üst eden yeni kuramı ayrıca bilim dünyasındaki en spekülatif iddialarından birini de çözmüş oldu. 1997 yılında Hawking ve Caltech profesörü Kip Thorne ile yine Caltech fizikçisi John Preskill arasında açılan iddia sonuçlandı. Hawking ve Thorne kara delikler tarafından yutulan bir maddenin bir daha ele geçirilemeyeceği ve sonsuza dek bu evrenden yok olacağını iddia etmişlerdi. Parçacık fizikçi Preskill ise içeri giren maddenin yok olamayacağı ve doğru bir kuantum fiziği ile geri elde edilebileceğini savunmuştu.
Hawking, konuşmasının sonunda Preskill’in iddiayı kazandığını kabul ederek, ödül olan beyzbol kitabını kendisine hediye etti. Hediyesine sevindiği söyleyen Preskill’in yanıtı ise, “Pekiyi, bundan sonra sevgili dostumla neyi tartışacağız?” oldu.
Hawking’in yeni teorisini matematiksel detayıyla açıkladığı makalesi gelecek ay yayınlanacak.

TEKERLEKLİ SANDALYEDE ÖZGÜR BEYİN
Cambridge Üniversitesi astrofizik profesörü Stephen Hawking, 1988 yılında yazdığı ‘A Brief History of Time’ (Zamanın Kısa Tarihi) kitabıyla astronominin kitlelere yayılmasını sağlamıştı.

         1970’lerde kara deliklerin bir süre sonra yuttukları ile beraber yok olduğunu ve ardlarında radyasyon bıraktıklarını öne süren Hawking tüm zamanların en önemli bilim adamlarından biri olarak kabul ediliyor. 20’li yaşlarda geçirdiği Lou Gehrig hastalığı sonucu vücudu felç olan ve kaslarını kullanamayan Hawking, tekerlekli sandalyeye mahkum yaşıyor. Hawking, tekerlekli sandalyesindeki bilgisayar aracılıyla konuşabiliyor.

GALİLEO VE NEWTON’UN İZİNDEN
Galileo’nun ölümünden tam 300 yıl sonra 1942’de doğan Stephen Hawking, babasının isteği üzerine gittiği Oxford Üniversitesi’nde matematik dalı olmadığı için mecburen fizik okumuştu. Daha sonra kozmoloji alanında doktora yapmak üzere Cambridge’e geçen Hawking burada Denis Sciama ile çalıştı. 1973 yılında Matematik ve Teorik Fizik bölümüne geçen Hawking halen, bu bölümün başkanlığını yürütüyor. 17. yüzyılda da aynı görevi Isaac Newton yürütmüştü.

Her Şeyin Teorisi Stephen Hawking ve yeni Fizik

Akıl, evren gibi karmaşık bir sistemi anlayabilecek bir yetiye sahip midir?

Şehirlerin gürültüsünden,parlak ışıklarından uzak dağ tepelerinde,yaylalarda sırt üstü yatıp gece karanlığında gökyüzüne bakıp düşüncelere dalar veya bir dolunay gecesinin romantizmini kalbinizin derinliklerinde hissedebilirsiniz. Bazıları pırıl pırıl,bazıları sönük,bazıları büyük,bazıları küçük,bazıları yakın,bazıları uzak sonsuz sayıda yıldız,gökyüzüne bilmediğimi biri tarafından yerleştirilmiş avizenin ışık saçan kristalleri gibi,bize bakar dururlar.Gece başka,gündüz başka renklere bürünen bu olağanüstü güzelliğe insanlar cennet demiştir.Ellerini açarak dua etmişler,yıldızlara dokunabileceğini sananlar gördüklerini hissettiklerini tuvallere,.senfonilere,romanlara,şiirlere yansıtmışlar,akılları ile bakanlar ise düzenin nedenlerini ve nasıl meydana geldiğini anlamaya çalışmışlardır.Evren adını verdiğimiz bu sıra dışı gizemi oluşturan milyonlarca gök cisminin milyarlarca yıldır hiç şaşırmadan uyduğu düzen nasıl bir şeydir?

Akıl, evren gibi karmaşık bir sistemi anlayabilecek bir yetiye sahip midir?

Bu tartışma, insan aklını fark ettiği ilk günden günümüze kadar sürüp gelmiş, bilim kendi yolunda yürümüş evren gizemlerinin belli bir bölümünü başarı ile açıklamıştır. Örneğin, güneş sistemini oluşturan gezegenlerin veya bu sistem içinde hareket eden kuyruklu yıldızların periyotlarını ve yörünge geometrilerini 400 sene önce hesap edebildik.Günümüzde bu hesap,artık bir üniversite öğrencisi için bile çözümü basit bir problemdir.Fırlattığımız füzeler ile asteroitleri vurabiliyoruz.Samanyolu galaksisine benzer milyarlarca galaksinin,evrenin derinliklerindeki hareketlerini nasıl çarpıştıklarını görüntülüyoruz. Ay’dan veya Güneş’ten veya Mars’tan uzaklıklarımızı ölçebiliyoruz.Bu bilgimize dayanarak Ay’a gidebildik,Mars’ın sıcaklığını ve yapısını öğrenebildik,resmini çekebildik,uzaktan algılama teknikleri ile su ve metan bulunduğunu tespit edebildik,kara deliklerin nasıl oluştuklarını anladık.Güneşin nasıl enerji ürettiğini biliyoruz,yerküreden çok uzaklarda bulunan galaksilerin yapılarını ve hareketlerini gözleyebilen optik teleskoplar geliştirdik,uzaya yerleştirebildik,düşlerimizi daha da ileri götürerek,gelişmiş radyo teleskoplar icat ettik;önümüzdeki on sene içinde bu teleskopları Ay’ın karanlık yüzüne yerleştirip evrenin derinliklerinden gelen kalp atışlarını dinlemeyi,uzayda koloniler kurup yaşam tasarlıyoruz.

Bütün bu başarılar evrenin tüm sırlarının bilim tarafından çözülebileceği anlamına gelir mi? Çok usta bir şefin yönettiği bu olağanüstü kozmik senfoninin tüm notalarını acaba kulağımız duyabilir mi?

Astronomları fizikçilerden,kimyacılardan,biyologlardan ayıran en önemli özellik deney yapma imkanına sahip olamamalarıdır.Buna rağmen ışık hızının sabit ve sonlu olması, onlara, evreni anlayabilmeleri için bir olanak sunar. Evrenin çok uzak derinliklerinde bulunan gök cisimlerinden gelen ışık sinyalleri, yıldızların nasıl doğup nasıl yok oldukları yani nasıl yaşamlarının sonlarına geldikleri hakkında bize kesin bilgiler verir. Çok güçlü teleskoplar ile,  evren şimdiki yaşının henüz daha yüzde onuna geldiğinde, galaksilerin nasıl oluştuğunu görüntüleyebilmekteyiz. Büyük patlama, uzay ve zamanın başlangıcıdır. Bu olağan üstü başlangıç olayından sonra, galaksiler arası uzayda, patlamadan arta kalan enerjinin yayınladığı sinyallerin yani mikro dalga art alan ışımalarının çektiği evrenin 300000-700000 yaşındaki resmini ekranlarımıza yansıttık. Şekilde bu bebek evren gösterilmiştir. Koyu mavi renkler kütlenin oluşup yoğunlaştığı açık renkler ise radyasyon bölgeleridir. Görüntülerden henüz daha galaksiler oluşmadığını yani evrenin bu günkü şeklini almadığını anlarız.  Bu durum hamile bir hanımın bebeğinin cinsiyetini ses dalgaları ile tespit ettirmesine benzer. Safra kesenizdeki, böbreğinizdeki taş nerede veya kaç tane ekranda belirlenir, bu resimlerde henüz daha erginleşmemiş evrenin görüntüleridir. şaşılacak bir şey yok.

Şimdilerde ise, patlamadan sadece saniyenin milyarda biri kadar sonra, yani tüm evren güneş sistemi kadar büyük iken, genç evrenin resmini çekme çabalarımız sürüyor. CERN yürütülmekte olan LHC deneyinde, evrenin  bebeklik değil gençlik dönemindeki hız ile protonlar alın alına çarpışıyor. Amaç protonları parçalamak  içinde kütleyi yaratan HİGGS alanı var mı yok mu bulmaktır. Bir başka deyişle deney evren güneş sistemi kadar iken fotoğrafını çekmektir.
Bu resimler çekildiğinde, insanlık yanıt bekleyen yeni sorular ile karşılaşacaktır.Şimdi  yirmi birinci yüz yıl bilim insanlarının açıklaması veya resmini çekmesi gereken gizemleri sıralayalım:

1- Evren neden artan hızlarda genişlemesini sürdürüyor?

2- İlişikteki resimde yani bebek evren resimlerinde görüldüğü gibi parçacık ve radyasyon birlikteliği nasıl oluşmuştur?

Bu iki sorunun yanıtı, evrenin büyük patlamadan saniyenin trilyon çarpı trilyon çarpı trilyonda biri kadar sonra bir tenis topu büyüklüğündedir. Evren bu büyüklükte iken Einstein görelilik kuramı ve kuantum fiziğini aynı anda geçerli olduğu bir  dönem geçirir. Günümüzde galaksiler gök cisimleri veya çevremiz de gördüğümüz tüm nesneler, Einstein kuramlarına göre hareket ederler.  Metrenin on milyarda biri kadar olan mikroskobik boyutlarda,yani molekül, atom, atom çekirdek boyutlarında ise evrenin dinamikleri kuantum fiziği belirler. Genel göreliliğin geçerli olduğu kozmolojik boyutlarda uzunluk, ışığın bir senede aldığı yol  ışık-yılı, yani 10 milyon çarpı bir milyar metre ile kuantum fiziğinin geçerli olduğu boyutlarda ise metrenin on milyarda biri ile ölçülür. Aralarında 40 mertebe fark vardır.Biri çok büyük biri çok küçük evrenin fiziğidir.

Büyük patlama anında ve hemen sonra evren, çok küçük bir hacım içine çok yüksek basınç ve sıcaklık altında sıkışmış enerji iken, Einstein göreliliğinin ve kuantum fiziğinin aynı anda ve aynı hacımda geçerli olduğu çok kısa bir dönem geçirmiştir. Bu dönemin fiziğini bilmeden evrenin günümüzde gözlediğimiz dinamiklerini açıklamak olanaksızdır.Stephen Hawking  bilinmeyen fiziğe her şeyin teorisi adını vermiş ve bilim çevrelerince bu tanım benimsenmiştir.

Bu küçük hacım içinde evren kuantum fiziğine göre titreşir uzay kuantum köpüğü denilen bir form gösterir. Görelilik kuramı ise  uzayı sürekli bir geometri ile temsil eder. Evren bu boyutlarda iken, uzayın kesikli veya sürekli olduğu hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz. Şimdilerde  bilim 11 boyutlu uzay-zaman da geçerli süper-sicim teorisi ile bu iki kuramı birleştirmeye çalışmaktadır. Yeni fizik dediğimiz de budur. Merakla beklediğimiz CERN deneyi sonuçları, peşinden soluk soluğa koşulan yeni fiziğe yol gösterici olacaktır. Gelecek makalelerimizde bilim çevrelerinin bir numaralı problemi olan çoklu evren ve süper-sicim kuramlarını herkesin anlayacağı bir dil ile aktarmaya çalışacağız.

Stephen Hawking’in Kıyamet Teorisi

Dünya çapında tanınan ünlü fizikçi, evrenbilimci Stephen Hawking’ in kıyamete dair teorisi hala konuşulmaya devam ediyor. Doğanın kendi kendini yok edeceğini savunan bilim adamının 2000 yılında ortaya attığı teori, özellikle Mars’ a gönderilen en zeki uzay robotu olan Curiosity ile tekrar gündeme geldi. Zaten NASA da Mars’ ta Hawking’ in teorisini güçlendirecek çalışmalara imza atıyor. 64 yaşındaki İngiliz fizikçi ve evrenbilimci Hawking ALS hastalığı nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkum bir şekilde yaşıyor. Konuşamadığı, hareket edemediği için de düşüncelerini okuyan bir yazılım tarafından fikirlerini insanlarla paylaşabiliyor. Ancak bu engelleri onun dehasının önüne geçemiyor. Nitekim ” Kıyamet Teorisi ” ni ortaya attığı 2000 yılında televizyonda ilk defa bu teoriyi açıklarken ilginç de bir olay yaşandı. Küresel ısınmayı anlattığı sırada televizyon kanalının alt yazı haberlerinde Antarktika kıtasında, çok büyük bir buz kütlesinin koptuğu haberi geçti. Bu buz kütlesi 17 kilometrekarelik bir alana sahipti ve bir buz dağıydı. Bunun üzerine spiker Hawking’ in söylediklerinin çok gerçekçi olduğunu ve uyarılarının ciddiye alınması gerektiğini vurguladı.

Hawking bu programda bilim insanlarının elini çabuk tutmaları gerektiğini, evrenin en fazla bin yıllık bir ömrünün kaldığını söyledi. Bu yüzden insanlar yeni yaşanabilir gezegenlere göç etmeliydi. Bu teoriye bu konuyla alakalı birçok bilim insanı destek verdi. Hawking bu teoriyi ortaya atarken de son 100 yıldaki doğa olaylarını çözümlediğini ve nereye varacağını az çok kestirdiğini söylüyor. Yani bu teoriye bu olayları baz alarak ulaştığını belirtiyor. Stephen Hawking’ in Kıyamet Teorisi’ ne dayanak oluşturan en önemli olayları şöyle sıralanıyor:

1.) Güney Amerika’ da meydana gelen fırtınalar,
2.) Britanya’ daki sel olayları,
3.) Kutuplarda kopmakta olan buz dağları,
4.) Asya’ da çok şiddetli hissedilen kuraklık,
5.) Orta Amerika’ daki fırtına ve kasırgalar,
6.) El Nino ismi verilen iklim değişikliği ( Amerika’ daki sel felaketlerine sebep olan iklim değişikliği ),
7.) Afrika ve Asya’ da kuraklık nedeniyle meydana gelen ölümcül salgın hastalıklar.

Stephen Hawking’ in yıllara göre tahminleri de şöyle:
2000-2400 yılları arasında gerçekleşmesini beklediği olaylar: Bu tahminlerinde merkeze El Nino iklim değişikliğini koyuyor. Bu iklim değişikliği sebebiyle birçok salgın hastalık gelişecek. Hortum ve kasırgalar artacak. Sera etkisi daha şiddetli bir hal alacak. Ani ısı değişimleri nedeniyle bitki örtülerinde değişimler meydana gelecek. Çığ felaketleri artacak. Buzullar eriyecek, seller artacak. Isınma seviyesi bu şekilde devam ederse en fazla 400 yılda Alp Dağları’ nda kar kalmayacak.

2400-2500 yılları arasındaki tahminleri: Bu yıllar arasında Güney Yarımküre felaketler yaşayacak. Okyanuslardaki sular yükselecek. Buna karşın Güney Avrupa’ da kuraklıkla karşı karşıya kalacak. Kuzey Avrupa ise sellerle boğuşacak. Güney Yarımküre’ den Kuzey Yarımküre’ ye büyük göçler gerçekleşecek.

2500-2800 yılları arasındaki tahminleri: Yaşanacak göçler nedeniyle büyük savaşlar çıkacak. 2 yarımküredeki buzullar da tamamen eriyecek ve karalar sular altında kalmaya başlayacak. Doğal kaynaklar kuruyacak.

2800 yılından sonraki tahminleri: Dünya’ nın atmosferi değişecek. Sülfürik asitler evreni kaplayacak. Tıpkı Mars gibi bir gezegene dönüşecek ve canlı kalmayacak.

Hawking Işıması Nedir?

Einstein’a göre boşluktaki ışık hızı sabittir ve evrendeki en hızlı enerji formu ışıktır. Ancak günümüzde bunun istisnalarının olduğunu biliyoruz. Kara deliklerin çekim gücü, ışıktan çok daha hızlıdır. Bir ışık demeti, karadeliğin çekim alanına (olay ufkuna) girdiği zaman anında karadelik tarafından yutulur. Kara deliklerin çekim gücünün bu kadar fazla olmasına karşın evrende bir ölçü olarak kayda alınmamaktadır. Çünkü kara deliklerin çekim gücü sabit değildir. Kara deliklerin kütleleri, çevresindeki kuantum bazındaki enerji miktarları ve daha niceleri, kara deliklerin çekim gücünü etkilemektedir.

Kara delikler, evrenin en kararlı ve en uzun ömürlü kozmik yapılardır. Genel Görelilik Kuramı dahilince kara deliklerin çekim alanına giren herhangi bir şey, (madde ya da enerji) dışarıya kaçamamaktadır. Ancak kuantum alan teorisi devreye girdiğinde, işler değişmektedir. Her ne kadar biz göremesek bile, kara deliklerin belli oranda ışıma ortaya çıkarıp, bu ışımaların kara deliğin çekim alanından kurtulup, uzaya yayıldığı düşünülmektedir. Bu bilgi ilk kez 1974 yılında Stephan Hawking tarafından ortaya atılmıştır.

Hawking Işınımı, (Hawking Radyasyonu olarak da geçebiilir) kara cisim ışıması gibi termik ışınıma yakın bir ışımadır. Bir kara deliğin gerçekleştirdiği Hawking Işıması sonucu açığa çıkan sıcaklık ile kara deliğin kütlesi arasında ters bir orantı vardır. Bir kara deliğin gerçekleştirdiği Hawking Işıması ne kadar çok artarsa, kara delik o kadar enerji kaybetmektedir.

Kara delikler, evrenin en kararlı ve en uzun ömürlü kozmik yapılarıdır. Ancak Hawking Işıması sayesinde özellikle mikro ölçekli kara deliklerin enerji kaybetmesine yol açacaktır. Bir kara delik, Hawking Işıması ile küçülmeye başladığında, kara deliğin ısısı da küçülme oranına göre artış gösterecektir. Büyük ölçekli (makro) kara deliklerde ise kara deliklerin Hawking Radyasyonu ile kütle kaybetmesi çok yavaş gerçekleşmektedir. Bir önceki cümleme örnek vermemiz gerekirse, 10^14 (10 üzeri 14) gramdan az olan bir karadeliğin kütle kaybederek tamamen yok olma süresi yaklaşık 13.7 milyar yıldır.

Hawking Işınımı bir çeşit termal radyasyonun açığa çıkmasıdır fakat günümüz teknolojisiyle bu değişikliği gözleyemeyiz.

Hawking ışımasında kara delikten içeri giren negatif enerjili parçacık, kara deliğin toplam enerjisinin zamanla düşmesine neden olmaktadır. Bunun sonucu kaybedilen enerji de dışarıda kalıp kara deliğe giremeyen pozitif enerjili parçacık tarafından delikten uzaklaştırılıp başka bir yere gidiyor. Kütle-Enerji eşdeğerlilkiğinin bozulmasından dolayı, her ışımada kara deliğin toplam kütlesinin bir miktarı azalmaktadır (E= mc2 bağıntısındaki enerji kütle ilişkisinden dolayı). Bunun sonucunda da kara delik alanı geriliyor ve delik küçülüyor. Bu da her kara deliğin bir ömrü olduğu, zamanla yok olacağı anlamına gelmektedir. Ayrıca teorideki önemli bir ayrıntıya göre, kara deliklerin yaydıkları enerjinin gücü kütleleriyle ters orantılıdır. Yani ne kadar küçüklerse evrene o kadar kuvvetli Hawking radyasyonu yayarlar.
8377b23f-ea15-4cac-9fd6-94b3bc3ec67df5533230-84fa-4df5-b6af-a45c3d2408b0
9b5c590f-87e3-4904-81c4-c244a1e2458fd04fbb25-9784-42d8-99ea-d185ed91bfff
e211f861-a7d0-4f35-88c1-8df7127737d9
208c6239-3baa-4ed8-a7d1-cb91c3a6636a1d0825df-9636-4b1a-8655-c4e00925f1a4

Tarihçesi

Hawking ışınımı İngiliz Fizikçi Stephen Hawking’in Kara Deliklerin termal özelliklerini açıklayan önemli teorik bir buluşudur. Normalde yoğun bir kütle-çekimsel alanın sonucu olarak kara deliklerin, etrafındaki tüm madde ve enerjiyi yuttuğu düşünülür. Fakat bu teoride bunun tam olarak geçerli olmadığı ortaya konulmuştur.

 1972’de İsrailli fizikçi Jacob Bekenstein kara deliklerin entropiye sahip olduğunu keşfetmiş ve enerji yaydıkları fikriyle “kara delik termodinamiği” araştırmalarına ön ayak olmuştur.

1974’te Stephen Hawking kara deliklerin nasıl ışıma yaptığını açıklayan bir teori yayınladı. Teorinin basitleştirilmiş versiyonuna göre, kara deliklerin olay ufkuna yakın noktalardaki uzay boşluğunda enerji dalgalanmaları oluşur. Bu dalgalanma sanal parçacıkları parçacık-zıt parçacık çiftlerine ayırır. Bu parçacık çiftleri normalde birleştiklerinde birbirini yok edebilirken kara delik bazen parçacıklardan bir tanesini çeker, diğer parçacık ise alandan uzaklaşır. Bu da kara deliğin yaydığı bu parçacıklar aracılığıyla gözlemlenebileceğini gösterir.

Hawking Işınımı bir çeşit termal radyasyondur fakat günümüz teknolojisiyle gözlenmesi mümkün değildir.

Hawkingin buluşuna göre, kara delik, saçtığı parçacıklar pozitif enerjili olduğunda, negatif enerjili olanı içine çekmesinden dolayı enerji kaybeder. Enerji kaybı kütle kaybı demektir. (E= mc2 bağıntısındaki enerji kütle ilişkisinden dolayı) Bu da her kara deliğin bir ömrü olduğu, zamanla yok olacağı anlamına gelir. Ayrıca teoriye göre kara deliklerin yaydıkları enerjinin gücü kütleleriyle ters orantılıdır. Yani ne kadar küçüklerse o kadar kuvvetli Hawking radyasyonu yayarlar. Bu sayede evrenin ilk aşamalarında küçük ilkel kara deliklerin oluşup oluşmadığına dair gözlem yapılabilecektir.

Buna zıt olarak da kara deliklerin kütleleri ne kadar büyükse yaydıkları enerji o kadar küçülecektir. Bu da çok büyük kara deliklerin, çok yavaş kütle kaybetmesinden ötürü yok olmalarının gözlenmesini imkansız kılacaktır.

Kaynakça

Alıntı
oU2nE.jpg

  • Sessiz insanlar en yüksek sesli akla sahiptir.

  • Hayatım boyunca büyük sorularla yüzleşmekten büyük zevk aldım ve onlara bilimsel yanıtlar vermeye çabaladım. Belki de bu yüzden Madonna’nın seks üzerine yazdığı kitaplardan daha çok kitap sattım fizik üzerine.
  • Belli ki Tanrı yalnızca zar atmakla kalmıyor, ayrıca gözleri kapalı oynuyor ve ara sıra da zarları görülemeyecek yerlere atıyor.
  • Bu durum, zamanın, her şeyin başlangıcı olduğu anlamına gelir. Her şeyin nasıl başladığını anlayabilmek içın evrenin dışında bir güç aramaya çalışmamalıyız.
  • Evrenin sınırlılığı hakkında çok önemli bir şey olmalı, sınırsız bir evrenden daha özel ne olabilir?
  • Biz sıradan ortalama bir yıldızı olan ufak bir gezegendeki gelişmiş maymun türleriyiz. Ancak evreni anlayabiliyoruz. İşte bu bizi çok özel kılıyor.
  • Doğu Mistisizminin evreni bir illüzyondur.Onunla kendi çalışması arasında bir bağ kurmaya çalışan fizikçi, fizikçi olmaktan çıkmıştır.
  • Zaten var olan yollar üzerinden gelecek olan mükemmel bir teoriye inanmıyorum. Bizim yeni bir şeye ihtiyacımız var. Bunun ne olabileceğini tahmin edemeyiz ya da ne zaman bulacağımızı çünkü eğer bilseydik, çoktan bulmuştuk da! Bu 20 yıl içerisinde gelmeliydi, ancak belki de hiç bulamayacağız.
  • Yaptığım şey evrenin başlangıcının bilimsel kurallarla açıklanabileceğinin mümkün olduğunu göstermekti. Bu sayede, evrenin başlangıç kararının bir Tanrı’ya başvurularak açıklanmasının gereksizliği ortaya çıkar. Bu bir Tanrı’nın olmadığını kanıtlamaz, sadece Tanrı’ya bir ihtiyaç olmadığını gösterir.
  • Milyonlarca yıl insan türü hayvanlar gibi yaşadı. Ancak sonra bir şey oldu tüm hayal gücümüzü ortaya çıkaran. Konuşmayı ve dinlemeyi öğrendik. Konuşma fikirlerin iletişimini sağladı, insanlığın birlikte çalışıp imkansız şeyler başarmasını da. İnsan türünün en büyük kazanımları konuşma ile geldi, ve en büyük hataları konuşmamaktan. Böyle olmamalı. En büyük umutlarımız gelecekle birlikte gerçek oluyor. Teknoloji kullanımı ile, imkanlar sınırsız. Sadece konuşuyor olduğumuzdan emin olmamız gerek.
  • Kozmoloji üzerine ne zaman ders verilse, ben Büyük Patlamadan önce ne olduğunu sık sık sormuştum. Önce’nin olmadığı, şüpheyle karşılanır. Çünkü Büyük Patlama zamanın ortaya çıkışını sağladı, birşey ona sebep olmuş olmalıdır. Fakat ‘neden’ ve ‘etki’ zamana ait kavramlardır. Ve zamanın varolmadığı durumlara uygulanamazlar. Bu yüzden soru anlamsızdır.
  • Zamanı meydana getirmeye Tanrı’nın sebep olduğunu söylemek ne manaya gelir? Sebeplilik zamansal bir etkinliktir. Zaman daima sebep olunmuş şeyden önce var olmalıdır. Tanrı’nın naiv imgesinin evrenden önce varolması, ‘zaman’ önceden yok idiyse, açıkça saçmalıktr.
  • Bence bilgisayar virüsleri canlı olarak sayılmalı.Bence insan doğası hakkında birşey söylüyor, şimdiye dek yarattığımız tek canlı formunun tamamen yıkıcı olduğunu..Kendi görüntümüzle bir yaşam yarattık.

ıo.

Hawking’in Sözleri